Deniz hamileymiş. Ablam olur kendisi, küçük olan, küçükken hep kavga ettiğimiz bir türlü anlaşamadığımız. Gülin'le anlaşabilir miydik bilmiyorum. Ama o daha ablaydı benim için. Büyüktü ya, büyüklüünü daha kolay kabul edebiliyordum.
Bu hafta sonu İstanbul'dan geldi yanıma. 1 gün kaldı, gezemedik ama konuştuk. Bana bir şeyler söyledi, bunları daha önce tatilde Adrasan'da da söylemiştim sana dedi. -O zamanda aynen bu şekilde duvara konuşuyor gibi olmuştum.
-Öyle değil abla dedim. Aslında o konuşurken biraz biraz uyanıyordum. Çünkü ailecek mutlu kahvaltılarımızın olmadığını, hep bir kavgamızın olduğundan bahsetti. -Sen babam yüzünden gitmiyorsun memlekete, ben annem yüzünden..
Babam vaktiyle çok şeyler yapmış anneme. Ablamın deyimiyle defalarca öldürmüş. Şimdi ailecek bunun altından kalkamıyoruz. Annem atlatamıyor, bizde atlatamıyoruz. Şimdi söylediklerim çok havada kalıyor aslında biraz daha derine inmem lazım.
Ben hep biriyle konuşarak yakınlaşabileceğini düşünürüm. Konuşmalısın ki daha derine inebilesin. Ama babamla hiç konuşmamışımdır. Onun herhangi bir konu hakkında ne düşündüğünü hiç bilemedim. Neyi sevdiğini neyi sevmediğini. Hep daha derinlerde yaşayabilsinler istedim. Bir yazlık alıp mutlu yaşasınlar. Portakal yetiştirsinler, ama bu hayallerime hiç yakın olmadı babam. Ve maalesef annem.
Ablamlar bir şekilde hep rahatsız oldular bizimkilerin yaptıklarından.. Ama Deniz böyle hissetmiyordur eminim. O galiba böyle şeyleri pek düşünmeyenlerden. Daha kolay mutlu olabilenlerden. Tabi çok iyi tanımıyorum ablamı, öyle sanıyorum.
Gülin tam da giderken söyledi bir sürü şeyi. Otogardan çıkarken, her erkek biraz da babasına benzer bahanesine sığınmayacağıma söz verdim kendime. Ablamlara kalben hep çok yakın hissederim daha da yakın olmamızı isteyeceğim. Nasıl olur bilmiyorum. Güllü diyor ki, Behzat'taki gibi bir odaya kapanıp bunları söylemek istiyorum. Konuşmak istiyorum diyor. Ben kendime hala portakal bahçelerini hayal ettiğim için kızıyorum. Konuşmak lazım diyorum, biraz daha konuşmak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder